|
|
February 09
BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR
Adam genç kadına seslendi: - Bana gözyaşı borcun var!
Genç kadın sordu: - Nasıl öderim?
Adam gözlerini kırptı; - Haydi gülümse!
Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi. Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.
Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde. İkisi de bahar kokuyordu... Biri ilkbahar, diğeri güz.
Adam, seslendi yine; - Bana mutluluk borcun var!
Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu: -Nasıl ödeyebilirim?
Heyecanlandı adam - Haydi yat dizlerime!
Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca. Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının. Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu. Çaresizliğini ördü sırasıra. Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam. Yetmedi, gizli düğüm attı... Ağladı. Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice.
Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.
Genç kadının gözlerinin içine baktı; - Bana yürek borcun var!
Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı. - Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?
Adam kollarını uzattı - Haydi tut ellerimi!
Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın. Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde. Genç kadın gitmek üzereydi.
Adam son kez seslendi; - Bana can borcun var!
Kadın irkildi; - Can mı?
Sigarasından derin bir nefes çekti adam; - Evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!
Hoşuna gitti sözler kadının - Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?
Adam, biraz daha yaklaştı; - Yum gözlerini!
Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini. Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
kadının titreyen dudaklarına.
- Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın...
Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi; - Hayat öpücüğüydü!
Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle...
Adam, şaşırdı; - Ya senin bu yaptığın neydi?
Genç kadın kapıya yöneldi; - Veda öpücüğü!
Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.
Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına. - Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...
Genç kadın sümbülleri aldı: - Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!
Adam sevindi: - Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!
Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!
Haykırışı yağmura karıştı. Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa... February 05
AŞK BUMUDUR___???
...AŞK...
Biliyor musun benden bir şeyleri anlatmamı istediler ve ben de seni anlatmaya karar verdim. Bakalım beğenecek misin.
Herkes bu güne kadar onu anlatmaya çalıştı ama nedense kelimeleri yarı yolda kaza yaptı.
Çünkü hep yolun yanlış tarafından başladılar yolculuğa bu düşsel dünyada. Aslında ben de nerden başlayacağımı bilemiyorum ama sanırım en doğrusu şu kelimelerle olur... O hiç beklenmedik bir anda çıkar karşınıza. O kadar ani yakalar ki sizi neye uğradığınızı şaşırırsınız. Ne kadar kaçsanız da o sizi kovalar durur. Sonbaharda dökülen bir yaprağın parça parça olmasıdır bazen, elinizden sadece ağlamak gelir onun rüzgarda sürüklenişini izlerken. Bir mucizenin başlangıcı oluverir. Damarlarınızda dolaşan kan gibi hayat verir size en umutsuz anınızda ama belki de sonradan, verdiği canı fazlası ile alır gider uzaklara, karışır karanlığa, bul bulabilirsen... Ama hayatınıza girdi mi bir kere, onsuz olmaz bir daha. Ne kadar acıtsa da batmamaya başlar bir süre sonra. Alışırsınız varlığına, kopamazsınız. Bir bakmışsınız vazgeçilmeziniz olmuş... Ve yanlızlığın ta kendisidir o, aynı zamanda da yanlızlığınızı paylaşandır. Nedense onun adı aşktır... January 28
Adam yaşama sevinci içinde Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
 Sütünü yumurtasını koydu Pencereden gelen ışığı koydu Bisiklet sesini çıkrık sesini Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu Adam masaya Aklında olup bitenleri koydu Ne yapmak istiyordu hayatta İşte onu koydu Kimi seviyordu kimi sevmiyordu Adam masaya onları da koydu Üç kere üç dokuz ederdi Adam koydu masaya dokuzu Pencere yanındaydı gökyüzü yanında Uzandı masaya sonsuzu koydu Bir bira içmek istiyordu kaç gündür Masaya biranın dökülüşünü koydu Uykusunu koydu uyanıklığını koydu Tokluğunu açlığını koydu. Masa da masaymış ha Bana mısın demedi bu kadar yüke Bir iki sallandı durdu


January 22 SENİ SEWİYORUM
Seni ilk gördüğüm gün başka kim varsa silinip gitti hayatımdan. Tatlı anılar bir yana bana acı vermiş kim varsa, hangi olay varsa o an zihnimden silinip gitmişti. Yepyeni tertemiz bir başlangıçtı bu. Yaşamın ikiyüzlülüğünü yalancılığını ihanetlerini kalleşliklerini soyunup en saf en yalın benliğimle çıkmıştım. Sana ait olanı yaşamak istiyordum. Aşksa aşk sevinçse sevinç hüzünse hüzün acıysa acı. Senden gelen ve gelecek hiç bir şey korkutmuyordu beni. Sen yanımda olduktan sonra her şeye dayana bileceğimi biliyordum. Bugüne kadar söylenmiş en sevda sözcükleri bile sana duyduğum sevgiyi ifade edemeyecek die korkuyordum. Dünyanın bütün diliyle SENİ SEVİYORUM desem yetmeyecekti biliyorum. Nereye gidersem gideyim yanımda götürüyordum seni. Hiç yalnız değildim bu yüzden hiç ama hiç bitmesin istiyordum. Ama ben bile bir gün nasıl olduğunu anlamadan bir gün bitti. Hep bugüne kadar kendi kendime neden die sordum. Ama cevabını bulamadım. Beni kırgınlıklarla, çelişkilerle, cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek bilmeyen keşkelerle bıraktın. Bana onca acı verdin ama yüreğin düşmanın olamıyor. Her gün alabildiğince yanıyor… İstesem de istemesem de seni özlüyorum bilmem biliyor musun? Gayem sana zarar vermek seni incitmek kırıp dökmek değildi. Acılarına yaşam mücadelene gözlerinde bulduğum huzura ortak olup yüreğimi yüreğine ömrünü ömrüme katıp seni mutlu etmek istiyorum. Soruyorum sana çok sevilmek bu kadar kötümüydü? Gerçekte böylesine ağır mıydı? Sana bu sevgiyi vermekte bu kadar direttiğim için bağışla beni. Adı üzerinde sevdaydı bendeki. Bütün güzellikleri bütün kainatı seni sevilmesi için birine verseydin yinede bu kadar çok sevilmezdin. Canım acıyor seni hala özlüyor ve seviyorum canımın içi.
November 09 Sanki benim hiç senim olmamış gibi…
|
|
|
Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın.
Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda.
Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra.
İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim.
Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını.
Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken,
Haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı.
Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim.
Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer,
Zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için.
Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara,
Uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına.
Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı,
Bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım.
Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim.
Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim.
Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için.
Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız,
Sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmamışız gibi.
Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi…
| November 07 ♥BİR GİDİŞİN ÖYKÜSÜ ♥
Git. Yüzüme öyle bakma, git. Hiç durma, bir gidenin bir daha asla giremeyeceği kapı orda, git... Hiçbir şey açıklamak zorunda değilsin. Giderken söyleyecek şey bulamaz insanlar. Sen bahanelerin arkasına sığınanlardan olma, git...
♥(oysa daha doyamadım sana... Kokunu yeterince çekemedim içime... Yapacağımız ne çok şey vardı. Neler planlamıştık... Şimdi ne yapacağım ben? Nasıl duracağım ayakta? "Kal " desem kalır mısın yar ? Nasıl istiyorum yalan bile olsa "Bu gidiş sadece zorunluluktan, bekle beni döneceğim "demeni...)
Her aşk biter, sen de git. Hem zaten biteceği daha baştan belli bir aşktı bizimkisi. Sen gitmesen, belli ki bir gün ben gidecektim. Herkes kendi tercihini yaşar ve sen tercihini yaptın... Rahat ol, git... Aklın kalmasın burada. Dramatik vedaların kahramanları olmayalım, git...
♥(Benim aklım sende kalacak. Sadece aklım değil, yüreğimde... Bitmezdi bizim aşkımız. Asla terk etmezdim seni... Benliğimi, varlığımı, hayatımı adamıştım ben bu aşka. Beni tercih etmeni isterdim, benimle yaşamanı isterdim... Şimdi neyi kimi seçtiğinin ne önemi var artık? Ağlayacağım ardından kahretsin... Ağlayacağım...)
İstersen dost olabiliriz, haberleşiriz. Mutlu olmanı isterim. Sen mutluluğu hak eden bir insansın. Elbette bende mutlu olacağım merak etme, git. Hayatımıza başkaları girecek ve biz belki de birlikte yaşadıklarımızı bir süre sonra hatırlamayacağız bile, git. Hangi yara kabuk bağlamamış ki bu güne kadar? Hangi ateş sönmemiş ki? Yapman gerekeni yap, git.
♥ (sensiz mutlu olabilir miyim ben yar? Unutabilir miyim bu kadar kolay? Yaşadığımız onca şeyi silebilir miyim? Mümkün değil. Seni içimden çıkartıp atmam mümkün değil. Biliyorum hiçbir ilaç iyileştirmeyecek senin açtığın yarayı... Senin yaktığın sevda ateşi hiçbir zaman sönmeyecek... Senin mutlu olmanı istediğim de yalan. Mutlu olma yar, benim gibi sende mutlu olma...! Belki o zaman yeniden dönersin bana...)
Hadi zaman geçiyor artık, git. Hem neden suratın asık? Sevinmelisin gittiğine… Aslında sana teşekkür etmeliyim. Beni bu aşkın yükünü taşımaktan kurtardığın için. Rahatladım biliyor musun? Bende kalan bi kaç parça eşyanı da gönderirim ardından. Fırsat buldukça ararım seni. Hadi, git...
♥ (Gitme benim güzel sevdalım gitme... Beni bu aptal dünyada bir başıma bırakıp gitme... Gidip de yüreğimi öldürme... İçim acıyor, kalbim sıkışıyor, gözlerim yanıyor... Ben asıl sensizliğin yükünü taşıyamam gitme... Ne olur gitme...)
HOŞÇAKAL...
November 02 Ben sana seni sevdiğimi gösterecek çok şey yaptım ama sen görme zahmetinde hiç bir zaman bulunmadın her zaman bencildin ..!
 August 24
orada bana ait bir kalp var mı
Birbirinden uzak iki farklı şehirde,
kaderin zaman ve mekân dinlemeden birbirine yaklaştırdığı,
yaşamın tüm zorluklarına inat kendimize sevda dolu küçücük bir dünya yaratmış
iki yürektik biz
August 11
'' Herşeye Rağmen ''
SADECE OKU YAZDIKLARIMI,DÜŞÜNME AKLIN YETMEZ,HAYATA BİRŞEYLER VERMEZSEN,HAYATTA SANA HİÇ BİR ŞEY VERMEZ,ŞİMDİ BİRŞEYLERİ HAKETMEK İÇİN ÇALIŞ,OTURDUĞUN YERDEN BENİ İSTEMEK HADDİNE DÜŞMEZ...
Başlığı ve mesaj alanını düzenlemeden önce özelleştirme değişikliklerinizi kaydetmek için Kaydet'i tıklatın. May 21 Erkeğin AyrıLdıktan Sonraki 60 Saniyesi >>1-acaba >>2-yanlis >>3-mi >>4-yaptim >>5-yoksa >>6-dogru >>7-mu >>8-ulan >>9-guzel >>10-kizdi >>11-allah >>12-icin >>13-iyi de >>14-kizdi >>15-ama >>16-cok >>17-kiskancti >>18-yahu >>19-her >>20-seyime >>21-karisiyordu >>22-bir rahat >>23-haraket >>24-edemiyordum >>25-ama >>26-gozleri >>27-masmaviydi >>28-deniz >>29-gibi >>30-gozleri >>31-vardi >>32-icinde >>33-kayboluyordum >>34-huzur >>35-buluyordum >>36-saclari ipek gibi >>37-her dokunus >>38-ayri mutluluktu >>39-simsiyahti >>40-offf >>41-kafana s.c.m olm >>42-kacirdin canim hatunu >>43-bunun gibisini bir daha >>44-zor bulursun >>45-koseyi donmeden seslensem >>46-seni seviyorum desem >>47-inanir mi acaba >>48-hadi olm de iste deli gibi seviyorsun >>49-nerde sende o cesaret olm >>50-senden bir b.k olmaz >>51-hadi olm birak su inadi >>52-bagir avazin ciktigi kadar >>53-ya beni terslerse >>54-rezil olurum >>55-niye terslesin ki ya >>56-seni seviyorum derdi bana hep >>57-bagir hadi bagir >>58-koseyi dondu hatun allah belami versin >>59- hasss.. ulan maç vardi maçı kaciriyorum >>60- taksiiiiiiii . May 02
hikayecikler...
**Uzaklarda bir köyde, kocasi, çocugu dogmadan ölmüs, tek basina yasayan hamile bir kadin kendisine arkadas olmasi açisindan dagda yaralı olarak buldugu bir gelincigi evinde beslemeye baslar. Gelincik kadinin yanindan bir an bile ayrilmaz.
Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallasir.Bir kaç ay sonra kadinin çocugu dogar. Tek basina tüm zorluklara gögüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadir. Günler geçer ve kadin bir gün birkaç dakikaligina da olsa evden ayrilmak ve yavrusunu evde birakmak zorunda kalir.
Gelincikle bebek evde yalniz kalmislardir. Aradan biraz zaman geçerve anne eve gelir.
Gelincigi ve kanli agzini görür. Anne çildirmisçasina gelincige saldirir ve oracikta öldürür hayvani. Tam o sirada içerdeki odadan bir bebek sesiduyulur. Anne odaya yönelir... Ve odada besigi, besigin içindeki bebegi ve bebegin yaninda duran parçalanmis bir yilani görür.
Einsteinin bir sözü vardır; İnsanlardaki önyargiyi parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor
**************
**
Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş.
Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, “Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.” demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: “Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?” Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...
Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.
*******************
**
Yağmurlu ve soğuk bir kış günü, yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldı.
"Eski gazeteniz var mı, bayan?"
Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim, ama ayaklarına gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi.
"İçeri girin de size kakao yapayım." dedim.
Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım işleri yapmaya koyuldum. Oturma odasında ki sessizlik dikkatimi çekti. Bir an kafamı uzattım içeriye küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu. Erkek çocuğu bana döndü ve "Bayan, siz zengin misiniz?" diye sordu.
"Zengin mi? Yo hayır!" diye cevaplarken çocuğu, gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve
"Sizin fincanlarınız ve fincan tabaklarınız takım." dedi.
Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu. Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi, ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı. Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı. Pişirdiğim patateslerin tadına baktım.
Sıcacıktı patatesler. Başımızı sokacak evimiz vardı. Bir eşim vardı ve eşimin de bir işi, bunlar da fincanlarım ve fincan tabaklarım gibi uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların sandaletlerinin çamur izleri halının üzerindeydi hala.
Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de. Olur ya; unutuveririm ne denli zengin olduğumu. Siz sakın unutmayın ne kadar zengin olduğunuzu. Ben unutmayacağım.
Bu nefis öyküye yakışan nefis bir Arap Özdeyişi:
"Ayakkabım yok diye üzülüyordum;
ta ki ayaksız bir insan görene kadar…”
****************
****
Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı; ama küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle.
Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp:
- Küçük!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!.
Çocuk, ona dönerek:
- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik.
- Bence önemli değil!. diye atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da vicdanı. Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:
- Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.
Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:
- Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?
- Çok basit!. dedi, adam. Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orada tüm eksiklikler tamamlanacak.
Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla daha fazla mükafat görecekler...
Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek:
- Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?
Çocuk, başını yanlara sallayıp:
- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.
- İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.
Çocuk biraz düşünüp:
- Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?
- Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım. Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:
- Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.
- İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.
- Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!. Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerideki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek.
- Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.
Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?
- Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan haberin yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.
Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:
- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..
Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
- Babam haklıymış!. dedi. ‘Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok!’ demişti.
Her rüzgar savuracak bir toz bulur,
Her hayat yaşanacak bir can bulur,
Her umut gerçekleşecek bir düş bulur
Bulunmayacak tek şey senin benzerindir April 16
BEN . . .
HayatıNdaN tamameN siLemez ßeNi hiç kimse,ya kaLßiNde,varsa yüreğiNde... yada ßedeNiNde mutLaka ßir izim kaLır geriye...
ßeNi uNutmaNa yetecek mesafe yok ßu aLemde, ßoşuNa uğraşma sadece zamaN geçer ßiraz daha ßakarsıN... Sağda solda ßirileriNi ararsıN ama yerime asLa ßir ALLahıN kuLuNu koyamazsıN...!
ALışma ßana,ne yapacağım ßeLLi oLmaz, ßugün varım, yarın ßirden yok oLurum... Dokunma ßana, kapanmamış yaraLarLa doluyum, canımı acıtma ßi yara da sen açma... Sevme ßeni, yoğun duyguLarımda kayboLursun, tutuştururum... İsteme ßeni, yasakLarLa ßoğuşursun, engeLLerLe doLuyum... Çözmeye çaLışma sakın, seninLe karışır iyice kördüğüm oLurum... AnLama ßeni, ßen kendimi anLarım, ßen ßöyLe mutLuyum... A$kı yaşatmamı isteme asLa, ßen A$ka yıLLardır inanmıyorum... Güveniyorsan kendine inandır ßeni A$kın varLığına,sonucunda öyLe ßi A$k yaşatırım ki, vazgeçemezsin, tutkun oLurum... YıkabiLirsen duvarLarımı, sakın ßırakma ßeni, tüm tutkuLarım ve gücümün arkasında, haLa minik ßir çocuğum, ßüyütemezsen kayboLurum...! March 03
Hisse Senedi
aşkta yarın yoktur sevgılı...
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır...Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...Birazdan sabah olacak...Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek...
Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...
Aşkta yarın yoktur sevgili...
December 29 yalana itirazım yok !! yeter ki iftira etme ...
|