SORUYORSAN O BE...'s profileölmek sorun deyilde kefe...PhotosBlogLists Tools Help
Photo 1 of 7
No list items have been added yet.

KENAN

Location

Universal Video

Loading...

Windows Media Player

ölmek sorun deyilde kefen tarzım deyil

February 09

BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR

 

BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR
Adam genç kadına seslendi:
- Bana gözyaşı borcun var!
 
Genç kadın sordu:
- Nasıl öderim?
 
Adam gözlerini kırptı;
- Haydi gülümse!
 
Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.
Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde.
İkisi de bahar kokuyordu...
Biri ilkbahar, diğeri güz.
 
Adam, seslendi yine;
- Bana mutluluk borcun var!
 
Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-Nasıl ödeyebilirim?
 
Heyecanlandı adam
- Haydi yat dizlerime!
 
Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca.
Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının.
Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu.
Çaresizliğini ördü sırasıra.
Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam.
Yetmedi, gizli düğüm attı... Ağladı.
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice.
Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.
Genç kadının gözlerinin içine baktı;
- Bana yürek borcun var!
 
Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
- Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?
 
Adam kollarını uzattı
- Haydi tut ellerimi!
 
Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi.
 
Adam son kez seslendi;
- Bana can borcun var!
 
Kadın irkildi;
- Can mı?
 
Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
- Evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!
 
Hoşuna gitti sözler kadının
- Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?
 
Adam, biraz daha yaklaştı;
- Yum gözlerini!
 
Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
kadının titreyen dudaklarına.
- Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın...
 
Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi;
- Hayat öpücüğüydü!
 
Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle...
 
Adam, şaşırdı;
- Ya senin bu yaptığın neydi?
 
Genç kadın kapıya yöneldi;
- Veda öpücüğü!
 
Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik
ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.
 
Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
- Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...
 
Genç kadın sümbülleri aldı:
- Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!
 
Adam sevindi:
- Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!
 
Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!
 
                                                            Haykırışı yağmura karıştı.
                                             Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa...
February 05

AŞK BUMUDUR___???

 

AŞK BUMUDUR___???

 

                                             Kırmızı kalp...AŞK...Kırmızı kalp

 

Biliyor musun benden bir şeyleri anlatmamı istediler ve ben de seni anlatmaya karar verdim. Bakalım beğenecek misin.

Herkes bu güne kadar onu anlatmaya çalıştı ama nedense kelimeleri yarı yolda kaza yaptı.

Çünkü hep yolun yanlış tarafından başladılar yolculuğa bu düşsel dünyada.
Aslında ben de nerden başlayacağımı bilemiyorum ama sanırım en doğrusu şu kelimelerle olur...
O hiç beklenmedik bir anda çıkar karşınıza. O kadar ani yakalar ki sizi neye uğradığınızı şaşırırsınız. Ne kadar kaçsanız da o sizi kovalar durur. Sonbaharda dökülen bir yaprağın parça parça olmasıdır bazen, elinizden sadece ağlamak gelir onun rüzgarda sürüklenişini izlerken.
Bir mucizenin başlangıcı oluverir. Damarlarınızda dolaşan kan gibi hayat verir size en umutsuz anınızda ama belki de sonradan, verdiği canı fazlası ile alır gider uzaklara, karışır karanlığa, bul bulabilirsen...
Ama hayatınıza girdi mi bir kere, onsuz olmaz bir daha. Ne kadar acıtsa da batmamaya başlar bir süre sonra. Alışırsınız varlığına, kopamazsınız.
 Bir bakmışsınız vazgeçilmeziniz olmuş...
Ve yanlızlığın ta kendisidir o, aynı zamanda da yanlızlığınızı paylaşandır. Nedense onun adı aşktır...

January 28

ha bire koyuyor

 

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu

 blog layoutsBakır kaseye çiçekleri koydu


 


 

 blog layouts
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu

 blog layouts

  blog layouts 

 blog layouts

 

January 22

SENİ SEWİYORUM

SENİ SEWİYORUM

Seni ilk gördüğüm gün başka kim varsa silinip gitti hayatımdan. Tatlı anılar
bir yana bana acı vermiş kim varsa, hangi olay varsa o an zihnimden silinip
gitmişti. Yepyeni tertemiz bir başlangıçtı bu. Yaşamın ikiyüzlülüğünü
yalancılığını ihanetlerini kalleşliklerini soyunup en saf en yalın
benliğimle çıkmıştım. Sana ait olanı yaşamak istiyordum. Aşksa aşk sevinçse
sevinç hüzünse hüzün acıysa acı. Senden gelen ve gelecek hiç bir şey
korkutmuyordu beni. Sen yanımda olduktan sonra her şeye dayana bileceğimi
biliyordum. Bugüne kadar söylenmiş en sevda sözcükleri bile sana duyduğum
sevgiyi ifade edemeyecek die korkuyordum. Dünyanın bütün diliyle SENİ
SEVİYORUM desem yetmeyecekti biliyorum. Nereye gidersem gideyim yanımda
götürüyordum seni. Hiç yalnız değildim bu yüzden hiç ama hiç bitmesin
istiyordum. Ama ben bile bir gün nasıl olduğunu anlamadan bir gün bitti. Hep
bugüne kadar kendi kendime neden die sordum. Ama cevabını bulamadım. Beni
kırgınlıklarla, çelişkilerle, cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek
bilmeyen keşkelerle bıraktın. Bana onca acı verdin ama yüreğin düşmanın
olamıyor. Her gün alabildiğince yanıyor… İstesem de istemesem de seni
özlüyorum bilmem biliyor musun? Gayem sana zarar vermek seni incitmek kırıp
dökmek değildi. Acılarına yaşam mücadelene gözlerinde bulduğum huzura ortak
olup yüreğimi yüreğine ömrünü ömrüme katıp seni mutlu etmek istiyorum.
Soruyorum sana çok sevilmek bu kadar kötümüydü? Gerçekte böylesine ağır
mıydı? Sana bu sevgiyi vermekte bu kadar direttiğim için bağışla beni. Adı
üzerinde sevdaydı bendeki. Bütün güzellikleri bütün kainatı seni sevilmesi
için birine verseydin yinede bu kadar çok sevilmezdin. Canım acıyor seni
hala özlüyor ve seviyorum canımın içi.
November 09

Sanki benim hiç senim olmamış gibi…

Sanki benim hiç senim olmamış gibi…

 

Image Hosted by ImageShack.us

Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın.

Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda.

Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra.

İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim.

Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını.

 Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken,

 Haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?

Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı.

Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim.

Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer,

Zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için.

Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara,

Uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına.

 Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı,

Bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım.

Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim.

Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim.

Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için.

Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız,

Sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmamışız gibi.

Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,

Sanki benim hiç senim olmamış gibi… 

 

 

November 07

♥BİR GİDİŞİN ÖYKÜSÜ ♥

 ♥BİR GİDİŞİN ÖYKÜSÜ ♥

 
Git. Yüzüme öyle bakma, git. Hiç durma, bir gidenin bir daha asla giremeyeceği kapı orda, git...
Hiçbir şey açıklamak zorunda değilsin. Giderken söyleyecek şey bulamaz insanlar. Sen bahanelerin arkasına sığınanlardan olma, git...
(oysa daha doyamadım sana... Kokunu yeterince çekemedim içime... Yapacağımız ne çok şey vardı. Neler planlamıştık... Şimdi ne yapacağım ben? Nasıl duracağım ayakta?   "Kal " desem kalır mısın yar ?
Nasıl istiyorum yalan bile olsa "Bu gidiş sadece zorunluluktan, bekle beni döneceğim "demeni...)
 
Her aşk biter, sen de git. Hem zaten biteceği daha baştan belli bir aşktı bizimkisi. Sen gitmesen, belli ki bir gün ben gidecektim. Herkes kendi tercihini yaşar ve sen tercihini yaptın...
Rahat ol, git... Aklın kalmasın burada. Dramatik vedaların kahramanları olmayalım, git...
(Benim aklım sende kalacak. Sadece aklım değil, yüreğimde...
Bitmezdi bizim aşkımız. Asla terk etmezdim seni... Benliğimi, varlığımı, hayatımı adamıştım ben bu aşka. Beni tercih etmeni isterdim, benimle yaşamanı isterdim... Şimdi neyi kimi seçtiğinin ne önemi var artık? Ağlayacağım ardından kahretsin... Ağlayacağım...)
 
İstersen dost olabiliriz, haberleşiriz. Mutlu olmanı isterim. Sen mutluluğu hak eden bir insansın. Elbette bende mutlu olacağım merak etme, git.
Hayatımıza başkaları girecek ve biz belki de birlikte yaşadıklarımızı bir süre sonra hatırlamayacağız bile, git. Hangi yara kabuk bağlamamış ki bu güne kadar? Hangi ateş sönmemiş ki? Yapman gerekeni yap, git.
(sensiz mutlu olabilir miyim ben yar? Unutabilir miyim bu kadar kolay? Yaşadığımız onca şeyi silebilir miyim? Mümkün değil. Seni içimden çıkartıp atmam mümkün değil. Biliyorum hiçbir ilaç iyileştirmeyecek senin açtığın yarayı... Senin yaktığın sevda ateşi hiçbir zaman sönmeyecek...
Senin mutlu olmanı istediğim de yalan. Mutlu olma yar, benim gibi sende mutlu olma...! Belki o zaman yeniden dönersin bana...)
 
Hadi zaman geçiyor artık, git. Hem neden suratın asık? Sevinmelisin gittiğine…
Aslında sana teşekkür etmeliyim. Beni bu aşkın yükünü taşımaktan kurtardığın için. Rahatladım biliyor musun?
Bende kalan bi kaç parça eşyanı da gönderirim ardından. Fırsat buldukça ararım seni. Hadi, git...
(Gitme benim güzel sevdalım gitme... Beni bu aptal dünyada bir başıma bırakıp gitme... Gidip de yüreğimi öldürme...
İçim acıyor, kalbim sıkışıyor, gözlerim yanıyor... Ben asıl sensizliğin yükünü taşıyamam gitme... Ne olur gitme...)
 
                                   HOŞÇAKAL...